12 Haziran 2011 Pazar

sandık sandıklar içinde


Sabah erken düştük yollara... Sandık başında mahalleli tanıdık... Yaşlı amca teyzeye sıramı vere vere 15 dakika sonra A3 şeklindeki pusula ve eğlenceli damga ile başbaşayım... Kabin de eski florya plajındaki giyinme ritüellerini hatırlattı bana... Lafı uzatmayalım bastık oyu bitti derken kabus başladı... O nasıl bir pusuladır arkadaş katla katla bitmiyor... Becerikli biri olsam TBMM'nin maketini yaparım o kadar kağıtla; o derece...

Hepimiz için hayırlısı olsun demekten başka çare yok artık... Azınlığın hakkı olmayan tek demokrasiyi yaşayan bir ülke olarak beklemedeyiz...

Bu seçim en güzeli sosyal medyanın herkesce yoğun kullanılması... Facebook, twitter falan seçim içerikleriyle dolu... Akşama çok eğleneceğiz... Hadi hayırlısı...

8 Eylül 2010 Çarşamba

Referandum... ben bir yalan uydurdum... duma duma dum...






Madem artislik yapıp tepeye canlı yayın widget'ı koyduk, o zaman 2 kelam etmek lazım referandum üzerine de...
Önce oyumun rengiyle başlayayayım... HAYIR...
Sonrasında hiç, köşeleri babalarının mali gibi kullanan yazarların, cümlelerine bulaşmadan sığ akılla devam ettirelim kalemşörlüğü...
Referandum öznesinden çok son 10 yıldır akp iktidarındaki değişimden benim gıcıklığım... Mesela üniversitede okurken kendilerine destek verdiğimiz, okusunlar diye bağırdığımız türbanlı üniversiteli kızlar farkında mısınız yok oldular... Ne geleneksel cuma eylemleri ne de yök protestoları var. Ben mi kaçırdım birileri soktu mu onları türbanla okullara, değişti mi yök kanunu? yoksa imam efendileri kökten çözüm yolunda ortalığı bulandırmayın diye türbanlarını gemlerine mi vurdu?
Sustular sus pus oldular... Hadi yakın tarihten gidelim... Gemilere bindirilip ölüme gönderilenlere ne oldu? Neden o aileler bizi orada yaktınız memleketin yarısını da İsrail'e sattınız demiyor? Para tatlı çünkü araplaşayım diye arap arap dersen bir süre sonra ağzından arap değil para lafı çıkar...
Birilerinin ayağındaki prangayı çıkarmak için evet dersen o prangaları boynuna takarlar HAYIRDIR diyemezsin bir daha... iş işten geçmiştir... Kimse bana kızmasın darılmasın... Referandumda evet diyecek olanlarda zeka deriliği olduğu düşüncesindeyim... 1983'de korkudan evet oyu kullandığını itiraf eden, o anayasa ile evren sayesinde palazlanan tarikatların yetiştirdiği kişilerin, ben bu adamları yargılayacağım palavrasına inananlaraysa sadece acıyorum...

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Yasak Bu Kafanın İçindedir


Sigara yasağı da, televizyonlardaki reklam kısıtlamaları da, sponsorluk düzenlemeleri de tek bir yasağın alt yapısı; Alkol Yasağı.
Bakmayın siz onların özgürlük laflarına, sadece türbana özgürlük onların anladığı. Ekranlardaki AVM lümpenlerinin konuşmalarını da boşverin siz. Bu ülkede çoğu şehirde alkol satanı mahalleden kovuyorlar.
Ve şimdi hükümet eliyle bu ülkeye Galatasaray'dan da Fenerbahçe'den de çok faydası dokunmuş bir spor takımı kapanıyor.
Adı Efes Pilsen. Yeni düzenleme ile artık alkollü içecek firmaları spor kulüplerine sponsor olamıyor, hadi adı değişse lodsunu renklerini dahi kullanmıyor. Efes Pilsen kararını açıklamadı ama kulislerde Özilhan'ın takımı kapatacağı konuşuluyor.
Amatör oyuncu iken formasını hiç giymediğim, okul takımımızdaki tek Efes'liye imrenerek baktığım Efes Pilsen orası.
Kahverengi bira ne ise Naumoski de o benim için. İkisi de hiç ölmeyecek, vazgeçmeyeceğim.
Kapanacak Efes Pilsen, ülkeye Koraç kupası getiren, milyonlarca çocuğu basketbol topuyla tanıştıran bir spor kulübü kapanacak. Nedeni alkole özendirme; adından dolayı.
Kadın sesiyle tahrik olan zihniyetin basket oynarken bira düşünmesi, içinde bulunduğumuz sapkın zihniyetin de röntgeni biraz.
Umarım bugünlere Efes Pilsen'le gelen malum isimler bir iki kelam eder hükümete.
Ben olsam Milli Takımı da boykot ederim oturur evde biraz içerim.

30 Nisan 2010 Cuma

Pique


Hiç unutmam Sergen Yalçın'ın "kusura bakmasınlar ama Türk defans oyuncuları kazma" lafını.
Hele ki Rijkaard sonrası Galatasaray maçlarında daha da fazla anımsar oldum bu lafı. Hollandalı malum, Ajax, Barcelona gibi bir sistem peşinde. Top eline geçtiğinde 7 kişi ileri gidecek defans, orta sahadan topu oyuna sokacak. Ama bizde o işi yapacak adam olmadığını kimse söylememişti kendisine.
Servet, 2 Emre, Hakan adıyla zaten Balta, Sabri defansı öğrendi hücumu unuttu çoktandır. Sezon ortasında gelen Neill'de çare olamadı yaraya. Tek başına ne yapsın adam.
Yedikçe yedi golleri Galatasaray, Avrupa gitti, kupa gitti, lig gitti...
Bercelona İnter'e elenirken herkes Mourinho'nun maç sonu sovunu konuşuyor bense Pique'nin attığı gole takık vaziyetteyim. Yıllarca Hakan Şükür'den bile göremediğimiz hareketler yaptı 5 metre içinde.
Dakika 90. Takımın en geride oynayan adamı, ara pasına koşmadı kendine ara pası attırdı önce. topu aldı ters ayağıyla, döndü, kaleci ve bir defansı bakkala yolladı. Sonrada golünü yaptı.
O sirada uyandım gaflet uykusundan. Zor işin be Rijkaard dedim kendi kendime. Servet'in sürekli sümküren hali midemi kaldırırken.

20 Nisan 2010 Salı

Yumruk

Aparkat
Kroşe
Kanca
Muştalı-sade

Karıya
Arkadaşa
Taraftara
Futbolcuya
Askere
İşçiye
Rakibe
Öğrenciye
Yolcuya

Eski Vekile
Bakana
Eskiden Başbakan'a
Takım Arkadaşına...

8 Nisan 2010 Perşembe

Romanlar Günü Kutlu Olsun


Şener Şen Eşkıya filminde "her eşkıya öldüğünde bir yıldız kayar"der. Fala, burçlara kafayı takanlarsa her kişinin bir yıldızı olduğunu o yıldızların dizilişinin kişiliğinden kariyerine hayatını belirlediğini savunur. Bana kalırsa Şener Şen'in söyledikleri daha anlamlı en azından duygu var içinde.
Bugün benim doğum günüm (8Nisan) ama aynı zamanda Dünya Roman Günü, kitap olan değil insan olan romanların günü. İşte bu noktada falcıların dediklerini kendime yontuyorum.
Roman demeyelim, çingene diyelim ve devam edelim.
Ne mutlu bana ki, köyümde çingenelerle tanışma, birlikte gülüp eğlenme, oturup ağlama fırsatım oldu çocukluğumdan beri. Yukarı mahallede 4-5 ev kadarlardı. Erkekleri tarlada, ahırda hep yanımızdaydı. Beraber eker beraber biçerdik. Ve kapılarımızı hiç kilitlemezdik. Onların bizden tek farkı ve bence artısı; bohem hayatı seçmiş olmalarıydı. Umurlarında değildi dünya tıpkı şarkıdaki gibi. Tek dertleri o akşam ki yemeklerini alacak parayı kazanmaktı. Karınları doyunca da yukarı mahalleden kahkahalar yankılanırdı.
Düğünümüzde de unutulmazlardı, cenazemizi unutmazlardı.
Pembe abla köyün tellalıydı biraz da. Düğün mü olacak, nişan mı var; elinde sepeti davetiye dağıtır ya da ev sahibi adına kapı kapı dolaşıp davet ederdi herkesi. Bir de vantilatöre pernane derdi.
Ayakları çıplaktı altları hayat kadar nasır. Ama kimsenin kapısından dönmezdi, baş köşeye kurulurdu.
En son 2 yıl kadar önce karşılaştık yukarı mahalledeki komşularla. Yaz günü düğün kurulmuş bahçede kafalar 1500. Eğlence köyün dar yoluna taşmıştı. Arabayla geçerken önümüz kesildi daldık ortama. Ayaküstü vuruldu 9-8 darbuka atıldı göbekler.

Ben hep kıskandım çingeneleri; üşütmemek için onlardan çok giyinen ve daha çok hasta olandım. Fatura, ödeme, kredi derken aslında cebinde ancak onlar kadar para kalandım.

Bir güne sığmaz onların coşkusu bilirim ama yine de kutlu olsun çingene kardeşlerimin günü. Bugün her günden çok eğlensinler. Fatih Belediyesi'nin yaptığı gibi yalak organizasyonlarda değil, Türkiye'nin her yerinde vursunlar saza. Değil bu ülke bu dünya onların.
Çünkü onlara toprak sadece öldüklerinde lazım...

7 Nisan 2010 Çarşamba

Her Profesör Canlı Yayını Tadacaktır


Haber bültenleri özellikle de haber kanalları hiç farkettirmeden hayatımıza bir çok akademik isim sokarlar her sene.
Çünkü habercinin de bilgisi bir yere kadardır, ya da haberci bilse de bazı mevzuları kendisi söylemeyi seçmez; bilene sorar. Depremdir aslında profesörlerin hayatımıza bodostan giriş kapısı.
Hiç unutmam şimdilerde NTV Yayın Yönetmeni olan Ömer Özgüner ile Star'da çalışıyorduk ve Aykut Barka ismini ilk ondan duymuştum. Bu adamı akşam yayında istiyorum çok mantıklı konuşuyor demişti bana. Ve o akşam ben şahsen hayatımdaki en şeker insanlardan biriyle tanışmıştım. Sonra Aykut Hoca değişilmezimiz oldu. Aylarca beraber mesai yaptık tabiri caizse. Okuldan çıkar kanala gelir yeni bilgilerini paylaşırdı ekranda. Sonraları, inşaat işine giren profesörler ve haltere merak salanlar kavga etmeye başladığında Aykut Hoca'nın adı bir vapura veriliyordu aşık olduğu İstanbul'da. Çok erken gitti bu şehirden, dünyadan ama benim içimi ferahlatan, çok sevdiği İstanbul'un yıkıldığını görmemiş olması şansıydı Aykut Barka'nın.
ŞİMDİLERDE O ALTINDAN FAY GEÇEN MARMARA'NIN ÜZERİNDE SÜZÜLÜYOR...

Buraya bir nokta koyup ana konuya dönmek gerekirse, kendim defaten yapmış olmama rağmen, habercilerin olmadık mevzular hakkında uzmanlar bulup ekrana çıkarmasına hala hayret ederim.(Sanırım insan kendisi bu işi yaparken bilinçsiz bir refleksle işler yürüyor) Daha önce hiç duymadığım, büyük ihtimalle programı ya da bülteni de sunanların duymadığı akademisyenler havuzu diye birşey var sanki. Kırgızistan'da ihtilal mi oldu, yaz google'a profesör yayına gelsin. Ya da 3333'e mesaj gönder sel uzmanı ekranda. Her gün her sene yüzlerce isim giriyor böyle hayatımıza.

Uzun lafın kısası; Kırgızistan uzmanı mı olur lan!...